8 Mart Bildirimimiz 201308.03.2013

BASINA VE KAMUOYUNA
 
8 mart dünya kadınlar gününde Biz; hükümetin kadına yönelik şiddetle mücadeleye, kadın erkek eşitsizliğinin giderilmesine ilişkin kararlarına ve uygulamalarına değinmek istiyoruz. Bilindiği üzere; kadınların toplumdaki ikincil konumlarında maalesef değişen pek bir şey yok. Tersine geleneksel ailenin güçlendirilmesi politikaları; kadının medyada, ekonomik, sosyal, kültürel, akademik, siyasal yaşamda varoluş oranını ve varoluş biçimini olumsuz yönde etkilemektedir.
 
Uluslararası sözleşmelere ve yasal düzenlemelere karşın kadın cinayetleri artarak devam etmektedir; kürtaj ve sezeryan konusunda müdahalelerle bedenimizin denetim altına alınması çabaları ortadadır. Geleneksel Ailenin güçlendirilmesi gerekçesiyle; içine hapsolduğumuz ev ve aile içindeki geleneksel rollerimiz; kamu hizmeti olması gereken işlerin sorumluluğunun da yüklenmesiyle daha da ağırlaştırılmaktadır. Cüz’ bir bedel karşılığında kadınlardan istenen tüm yaşamıdır. Yaşlı, hasta, engelli bakımı; bir kadının bütün zamanını alan 7 gün 24 saatlik bir iştir. Bu işlerdeki sorumluluğunu komik bir bedelle kadınlara yükleyen hükümet bu hizmeti yüklenen kadınları sosyal güvenlik, emeklilik gibi çalışan haklarından yararlandırmamakta ve nefes alabilecekleri, mola verebilecekleri destekleri bile çok görmektedir . Aslında Devletin görevi olan bu işleri 7 gün 24 saat yüklenmiş olan kadınların acilen desteklenmeye, rehabilitasyon hizmetlerine kendilerine de zaman ayırabilecekleri bir yaşam kurmaya ihtiyaçları vardır. Hükümet bu konudaki ‘’yıktım işi kadınların sırtına kurtuldum rehavetinden uyanmalı,’’ Kadınların, zaten baskı ve şiddetten yorgun olan omuzlarına yüklenmiş bu ağır sorumluluğu hafifletecek destek personelleri istihdam etmelidir.
 
Kadınların güçlenmesi için ekonomik yaşam içinde birey olarak var olabilmeleri, emeklerinin görünür kılınması, ücretlendirilmesi ve sosyal güvenlik kapsamına alınması gerekmektedir. Oysa Kadın istihdamının geliştirilmesi konusundaki uygulamalar göstermeliktir… Tüm kadınların hakkı olan, kreş hakkı ‘’kreş yardımı’’ adıyla daraltılarak yine lütuflaştırılmıştır. sosyal güvencesiz çalışanlar, tarım çalışanı kadınlar, gündelikçi ev işçileri, görünmeyen emeğin sahibi ev kadınları, ev eksenli çalışan kadınlar bu hakkın dışında tutulmaya çalışılmaktadır. Kadınlar genellikle sürekliliği olmayan güvencesiz işlerde çalışmak zorunda kalmaktadır. Sosyal güvenlik mevzuatı kadınları koca yada baba üzerinden tanımlamaktadır. Kadınları birey ve vatandaş olarak ele almayan bu anlayış; dul kalan kadınlara sunduğu küçücük, göstermelik mali desteği boşanmış kadınlara (boşanmış olduğu için ceza vermek ister gibi) sunmamaktadır. Sigortalı iş bulabilmiş kadınların durumu da pek içaçıcı değildir… Başka ülkelerde 1yıl -3 yıl olan ücretli doğum izinleri Türkiye’de sadece 16 haftadır. Süt izni ise o sürede; eve geliş- gidişin imkansızlığı ve işyeri kreşlerinin yokluğu nedeniyle pratik olarak kullanılamayacak biçimde ve kısıttadır. Sigortalı iş bulamayan kadınlar, eveksenli çalışan kadınlar, karın tokluğuna bir ömür emek veren ev kadınları, güvencesiz tarım çalışanı kadınlar, gündelikçi evişçisi kadınlar için; sgk kapsamında sanki istemiyorlarmış gibi ‘’isteğe bağlı sigorta’’ kavramı uydurulmuştur. Kadınların bunun primini ödeyecek güçleri yoktur. Çünkü kadınların ya geliri yoktur yada güvencesiz, süreksiz ve düşük ücretli işlerde çalışmak zorunda kaldıklarından gelirleri çok sınırlıdır ve öncelikleri daha çok çocukların ihtiyaçlarıdır… Çoğu kadın için; eşi bu konuda ikna etmek te, çocukların acil ihtiyaçları dururken böyle bir primi ödemek te neredeyse imkansızdır. Hükümet; bu konuda kadınları koca yada baba üzerinden değil; vatandaşı olarak ele almalı, sosyal güvenlik kapsamına dahil edilmeleri için kolaylaştırıcı ve destekleyici uygulamalar geliştirmeli hatta/yada bu prim ödemelerini üstlenmelidir.
 
Kadınların tüm bu sorunlarının çözüm mercii olarak sunulan Aile ve sosyal politikalar bakanlığının adında “kadın” yerine “aile” sözcüğünün tercih edilmesi, kadına karşı şiddetle mücadele yasalarının “ailenin korunması” adı altında çıkarılması, “sığınak” yerine ısrarla “konukevi” tanımının kullanılması, şiddeti önleme ve izleme merkezlerinin şiddetin üzerini örtmek amacıyla koza adıyla anılması aynı anlayışın uzantısıdır. Kadına yönelik şiddetle mücadeleyi ; lutfedilen bir hayırseverlik faaliyeti olarak gören bu anlayış; kadınların bu ülkenin vatandaşı olduğunu, vatandaş sıfatıyla yaşama., korunma, sosyal güvenlik hizmetleri gibi anayasaya dayalı hakları olduğunu ve yine devletin tüm kurumlarıyla kadınların da anayasal haklarını güvence altına alacak hizmetler üretmekle mükellef olduğunu atlamaktadır. Şiddete maruz kalan kadınlara; Aile Danışma Merkezleri ve karakoldan başlayarak . aile birliğini devam ettirme adına uzlaştırma ve arabuluculuk yapılmaya çalışılmakta kadının şiddet gördüğü yere dönmesine sebep olunarak; kadın cinayetlerine davetiye çıkarılmaktadır.
 
Kadınlar yaşadıkları erkek şiddeti ile baş etmeye çalışırken, kaldıkları sığınaklarda bağımsız bir yaşam kurabilmeleri yönünde destek bulamamaktadır. Yol parası, ev kiraları karşılanmamakta, maddi destek için aylarca beklemek zorunda bırakılmakta, Kendilerine sosyal, psikolojik ve hukuki ve ekonomik destek sağlamak yerine aile irşat büroları gibi çeşitli kurumlarla; aile danışmanlığı adı altında sabırlı olmaları, şiddet uygulayanı hoş tutmaları salık verilmektedir.
 
Personel sayısının yetersizliği, bütçe yokluğu gibi bahanelerle, kadınlar haklarını kullanamamaktadır. Kadına yönelik şiddetle mücadele amacıyla ile Aile ve sosyal politikalar bakanlığınca kurulmakta olan ŞÖNİMLER kadınları birey olarak değil de aile tanımıyla ele almakta ve aile ve toplum içindeki geleneksel konumlarının devamı sağlanmaya çalışılmaktadır. Sosyal hizmetler ve çocuk esirgeme kurumunun kapatılmasıyla kadınlar bu kurumun özellikle danışma merkezlerinde verdiği hizmetlerden yoksun kalmışlardır. Hükümet bu yapısal değişikliğin gerekçelerini, bunun kadınlar açısından öngörülen sonuçlarını, ortaya çıkması muhtemel olumsuzlukların nasıl giderileceğini kadın örgütlenmeleri ile paylaşmış değildir. SHÇEK’in kadınlara destek veren birimlerinin yerine ŞÖNİMLERİN ikame edilme sürecinde büyük sancılar yaşanmaktadır. Kadınlara verilmesi öngörülen hizmetlerin SHÇEKLERİN yerine, merkezi olarak yapılandırılmış, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı İl Müdürlükleri’ne bağlı ŞÖNİMLER tarafından sunulacak olması bürokrasiyi, siyasi ilişkilenmelerin getirdiği sorunları, belediyeler ve kadın örgütlerinin bağımsız sığınak ve danışma merkezi çalışmalarına müdahaleyi beraberinde getirmektedir. 6284 sayılı yasada ŞÖNİMLERLE ilgili olarak yasal belirsizlikler söz konusudur ve pilot illerde yapılan uygulamalar kadından yana bir bakış açısının olmadığını, kadınların yasal haklarına ve destek hizmetlerine erişimde büyük zorluk yaşadığını göstermektedir.
 
Kadına karşı şiddetle mücadelede danışma merkezleri büyük önem taşımaktadır.. Bu bakımdan ŞÖNİM’lerin; Türkiye’nin her yerinde şiddetle yüz yüze bulunan kadınların ve çocuklarının ihtiyaçlarını karşılayacak donanıma sahip olması ve kadın hareketinin bu alandaki birikimlerini, 15 yıldır düzenlenen Kadın Sığınakları / Da(ya)nışma Merkezleri Kurultayları Sonuç Bildirgelerini göz önüne alan bir anlayışla yürütülmeleri gerekmektedir.
 
ŞÖNİMLER kadınların kolayca ulaşabilecekleri merkezi yerlere açılmalıdır, sosyal çalışmacı, avukat, psikolog destekleri yeterli düzeyde olmalıdır. kadınların önce ve zorunlu olarak karakola yönlendirilmeleri doğru bir yaklaşım değildir. kadınlar ŞÖNİMLERE ulaştıklarında sosyal çalışmacılardan edinebilecekleri çeşitli bilgiler aracılığıyla seçeneklerini çok yönlü gözden geçirebilecekken, karakolda bu olanakları kısıtlanmakta, yeterli bilgiye ulaşamamaktadırlar.
 
ŞÖNİMLERİN aynı zamanda erkeklere de destek veren merkezler olması kabul edilemez. Bütün uluslararası sözleşmelerde kadına karşı şiddetle mücadelede arabuluculuk mekanizmasının işletilmemesi gerekliliğinden söz edilmesine karşın, ŞÖNİMLERİN erkeklere de destek sunması, bu merkezlerin aile terapisi merkezleri gibi düşünüldüğünün göstergesidir. Kadın hareketinin onlarca yıllık şiddetle mücadele birikimi, bu uygulama ile hiçe sayılmaktadır. Ayrıca şiddeti erkeklerin “hasta” oldukları için uygulamadıkları bunun toplumsal cinsiyet rolleriyle ilgili oluğu tüm dünyada bilinmekte ve kabul edilmektedir.
 
ŞÖNİMLERİN yasal dayanağı olan ve 8 Mart tarihinde bir yılını dolduran 6284 Sayılı Yasa’nın uygulanmasındaki sorunlar devam etmektedir. Kadınlar, yasada yer alan tedbir ve destek hizmetlerine erişememektedir, tedbir ve destek hizmetleri uygulayıcıların keyfiyetine bırakılmıştır. 6284 sayılı yasa ile en çok tanıtımı yapılan kolluğun müdahale yetkisi ve şiddet uygulayanı evden uzaklaştırma yetkisi, yasanın yürürlüğe girdiği 8 Mart 2012’den beri kullanılamamaktadır ve yaptığımız izleme çalışmaları, kolluğun bu yetkiyi kullanmayacağını da göstermektedir. Yasanın uygulanmasını sağlamakla görevli hükümetin bir an önce bunun değişmesi için önlem alması gerekmektedir. Gizlilik ilkesi uygulanmalı, kadınların hayatı bizzat devlet kurumlarınca tehlikeye atılmamalıdır. Şiddet gören kadınların adresleri çocuklarının okullarından, üstelik bizzat okul ya da milli eğitim müdürlükleri tarafından deşifre edilmektedir. Milli Eğitim Bakanlığı tarafından okullara gönderilecek açıklayıcı bir genelge ile bu sorun çözülmelidir.
 
Sivil toplum kuruluşlarının girişimi ile Kalkınma ajansları kapsamında kadına karşı şiddetle mücadelede kullanılması gereken fonların dağıtımında da partici – yanlı yaklaşımlar sergilenmektedir. Süreçlerin şeffaf ilerlememesi, değerlendiricilerin cinsiyet ayrımcılığına duyarlılıklarının bulunmaması, değerlendirme kriterlerinin muğlak olması bu kaynakların kadın ve çocuklar için kullanımını engellemektedir. Kadınların şiddetten uzak alternatifler oluşturabilmeleri için büyük önem taşıyan kreşler açılamamakta, sığınaklarda kalan kadınların adli yardım talebi bile reddedilmektedir.
 
Şu açıktır ki; Tüm bu sorunlar geleneksel aile politikalarıyla çözülemez. Bu nedenle; ivedilikle Kadın ve eşitlik bakanlığı kurulmalı ve bu bakanlık yeterince geniş bir bütçeyle desteklenmelidir.
 
Cinsel şiddete uğrayan kadınlar yalnızlaştırılmaktadır. Kamusal ve özel alan desteği alamamakta, bu nedenle de dava süreçleri ya hiç başlamamakta ya da kesintiye uğramaktadır. Cinsel şiddet suçunun kapalı alan suçu olması, tanık ve çoğu zaman fiziksel delil bulunamamasından dolayı adil bir yargılama gerçekleşmemekte, davalar genellikle şiddeti uygulayan erkeğin beraat etmesiyle sonuçlanmaktadır. Cinsel şiddet suçlarında delil toplanmasından, dava sürecine kadar her aşamada ortaya çıkan cinsiyetçi yaklaşımlara derhal son verilmelidir. Cinsel istismarı da kapsayan kadına karşı şiddet davalarında “kadının beyanı esastır” ilkesinin hukuk literatüründe yer alması sağlanmalıdır.
 
İnsan ticareti mağduru kadınlar, göçmen ve sığınmacı kadınların yaşamakta olduğu şiddet ve ayrımcılık gündeme getirilememektedir. Uydu kentlere yönlendirilen göçmen kadınlarla ilgili danışma merkezlerine herhangi bir bilgi verilmemektedir. Oysa Suriye’deki iç çatışmalar nedeniyle Türkiye’ye sığınan kadınların cinsel tacizlere maruz kaldıkları, kız çocuklarının para karşılığı evlendirildikleri yönünde özellikle dış basında pek çok haber yer almaktadır. Şiddetin azgınlaştığı kadına yönelik şiddetin türlü biçimlerinin yaşandığı savaş ortamını besleyen savaş kışkırtıcısı politikalardan bir an önce vazgeçilmeli ve sığınmacı kadınlara yönelik destek mekanizmaları oluşturulmalıdır.
 
SIĞINMAEVLERİNE- SIĞINAKLARA İHTİYACIN KALMADIĞI BİR DÜNYA ÖZLEMİYLE……..
 
BAĞIMSIZ KADIN DERNEĞİ
Tüm Basın Açıklamaları »