8 Mart 2016 Basın Açıklaması08.03.2016

BASINA VE KAMUOYUNA

 

Bugün 8 mart; dünya kadınlarının cinsiyet eşitsizliğine, eşitsizlikten beslenen şiddete karşı dayanışma günü....

Kadınların yaşadığı sorunları, çözüm yolunda katledilen yada katledilemeyen ve belki de daha da artan mesafeyi görmek için, bazı başlıklar ve kriterler ışıgında yapılan uluslararası karşılaştırmalar ve bunlara dayalı bilimsel analizler yol göstericidir. Türkiye’de kadınların durumu, dünya ülkeleri ile karşılaştırıldığında son derece kötüdür ve gün geçtikçe durum daha da kötüleşmektedir. Uluslararası kuruluşlarca yayınlanan raporlarda, Türkiye, dünya listelerinde her yıl daha da alt sıralara inmeye devam etmektedir.

Dünya Ekonomik Forumu’nun (DEF) 2015 Küresel Toplumsal Cinsiyet Uçurumu Raporu’nda Türkiye 145 ülke arasında;

- Kadının ekonomiye katılımda 131.

- Kadının eğitim olanaklarına erişimde 105.

- Kadının siyasete katılımında 105.

ve daha birçok kriterlerden sonra belirlenen kadın erkek eşitliğinde ise 130. sıradadır

Toplumsal cinsiyet eşitliğinde en önde gelen ülkeler sırasıyla İzlanda, Norveç, Finlandiya, İsveç, İrlanda, Ruanda, Filipinler, İsviçre, Slovenya ve Yeni Zelanda olurken,

En son sırada Yemen, Pakistan ve Suriye gibi ülkeler sıralanmaktadır.

Dünya Ekonomik Forumu’nun (DEF) 2014 raporunda,142 ülke arasında 126. sırada olan Türkiye, 2015 raporunda 145 ülke içinde 130 sırada yer alarak daha da gerilemiştir.

Bu durumla paralel olarak da kadına yönelik şidddet artarak devam etmektedir.

8 mart dünya kadınlar gününde kadınların bu konumunun dönüştürülmesine, eşitsizliğin giderilmesine ve kadına yönelik şiddetle mücadeleye ilişkin önerilerimiz ve taleplerimiz ise şunlardır;

• 6284 sayılı yasayı uygulamakla yükümlü olan kamu kurumu, yargı ve diğer ilgililere yönelik eğitim programları acilen hızlandırılmalı, konu ile ilgili tüm kamu personeli, toplumsal cinsiyet eşitliği konusunda hizmet içi eğitimlerle donatılmalıdır.

• Kanun konusunda bilgilendirme toplantıları düzenlemekte olan Barolar; kadın kuruluşları, kent konseyleri desteklenmelidir, bu tür eğitimlere bütçe ayrılmalıdır.

• Kolluk kuvvetlerine; aile mahkemelerine, mülki idarelere, adli tıp kurumuna, baroların adli yardım bürolarına, Kanunun amacına uygun uygulanması konusunda Başvuruları alan ve yasayı uygulayan her kuruma “şiddetin önlenmesi ve 6284 sayılı yasa ve Istanbul sözleşmesi konusunda” hizmetiçi eğitim verilmeli, kurumlararası koordinasyon sorunu mutlaka aşılmalıdır.

• Uzun vadede şiddetin önlenmesi açısından genel ve yerel düzeyde uygulanacak olan tüm projeler toplumsal cinsiyet eşitliği perpektifi taşımalıdır.

• sadece hukuk alanında yapılan girişimlerle şiddetin sonlandırılması mümkün değildir. Kurumlar arası koordinasyon ve toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin hizmet içi eğitimlerle şiddetle mücadele konusunda, uygulamada da bütüncül bir siyasi irade ortaya konmalıdır.

• Kadına yönelik şiddeti önlemek için; şiddetin olumsuz etkileri ve şiddet konusunda farkındalık yaratmak, sessizlik çemberinin kırılmasına destek vermek üzere sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yapılmalı görsel ve yazılı medya teşvik edilmelidir.

• Milli Eğitim Bakanlığı Okul öncesi eğitimden başlayarak eğitimin her kademesinde öğrencilere toplumsal cinsiyet eşitliği, demokrasi, insan hakları konularında duyarlılık, şiddet konusunda farkındalık yaratacak programlara müfredatta kalıcı biçimde yer vermelidir.

• RTÜK’ TV dizilerinde ve diğer programlarda cinsiyetçilik ve şiddet içeren unsurları titizlikle denetlemelidir.

• Yerel yönetimler, stratejik planlarına ve bütçelerine cinsiyet eşitliğinin sağlanması ve kadına yönelik şiddetle mücadeleyi dahil etmelidir.

• Kadınların iş yükünü hafifletecek, şiddetle mücadele edebilmelerine destek olacak, güçlendirecek ve yüreklendirecek çalışmalara bütçe ayrılmalı, sosyal hizmet kurumları arttırılmalı, sosyal devletin gereği olarak bakım hizmetleri kamusal sorumluluk olarak üstlenilmeli, engelli, yaşlı,çocuk bakım hizmetleri ile ilgili planlar yapılmalı, destek personelleri istihdam edilmeli, bu alana yatırımlar gerçekleştirilmelidir.

• Tarım alanında çalışan kadınlar için sosyal güvenlik sağlanması yönünde planlamalar yapılmalı bu soruna bütçe ayrılmalı Tarlada, bağda bahçede, bitkisel ve hayvansal üretimde, bakım hizmetlerinde, evde ücretsiz aile işçisi adıyla (%78) çalışan kadınların, sosyal güvenlik sistemine dahil olmaları için yeterli düzeyde kolaylaştırıcı uygulamalar geliştirilmelidir

• Kadına yönelik şiddetle mücadele, aileyi korumak adına lütfedilen bir hayırseverlik faaliyeti olarak algılanmamalı; kadınların, eşit vatandaş sıfatıyla yaşama, sosyal güvenlik, korunma hizmetleri gibi anayasaya dayalı hakları olduğu, kadınların anayasal haklarını güvence altına alacak hizmetler üretmekle mükellef olunduğu bilinerek planlar yapılmalıdır.

• Ortadan kaldırılan SHÇEK’e bağlı birimlerin yerlerine kurulan Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri tüm kadınların erişimine yeterince açık hale getirilmelidir

• Şiddet Önleme ve İzleme Merkezleri şiddet uygulayanlara hizmet vermemeli, bu çalışmalar suç önleme ve suçla mücadele adıyla konu ile ilgili bakanlıklarca (İçişleri Bakanlığı- Adalet Bakanlığı vb) ayrıca yürütülmelidir. Kadına yönelik şiddetle mücadelede şiddete maruz kalan kadınların desteklenmesi ve güçlendirilmesi için ayrılması gereken bütçenin şiddet uygulayıcılar için kullanılmasına son verilmelidir.

• ŞÖNİM’lerden destek alan ya da sığınakta kalan kadınların esas olarak psikolog, özellikle avukat ihtiyacı karşılanmalı, , kadınların ihtiyaç duydukları hukuki bilgiye ve psikolojik, mali desteğe, iş, meslek, kreş desteğine erişimleri sağlanmalıdır

• Sığınaklara vaizeler görevlendirilmesi yoluyla kadınların dini inançlarıyla ilgili ayrımcılığa maruz kalmaları önlenmelidir

• Kadına yönelik şiddet ile mücadeledeki kurumsal uygulamaların tasarımında; kadın hareketinin bu konuda yıllardır biriktirdiği bilgi ve deneyimden yararlanılmalıdır.

• Şiddeti besleyen cins ayrımcı politikalar terkedilmeli, kadına yönelik şiddetle mücadelenin kadın-erkek eşitliğini sağlayan bütüncül politikalarla ele alınması sağlanmalıdır.

• Belediyelerin kadın danışma merkezleri ve sığınmaevleri açması sağlanmalıdır. Bu süreçte kadın örgütleri ile birlikte çalışılmalı; kadına yönelik şiddetle mücedelede deneyim sahibi kuruluşlarla işbirliği yapılmalı, işbirliği konusunda yandaşlık kriteri değil kadına yönelik şiddetle mücadele deneyimi ve toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi kriteri kullanılmalıdır.

• Sığınakta hayat, sığınaktan sonra hayat gibi önce-sonra ayrımları yapılmamalı; sosyal, ekonomik ve hukuksal destekler kesintiye uğratılmamalı kadınların yaşamı tehlikeye atılmamalıdır.

• 6284 sayılı kanunda belirtildiği gibi 12 yaşından büyük erkek çocuğu veya engelli çocuğu olan kadınlara ev tahsis edilmeli, göçmen, trans, engelli kadınların özel ihtiyaçları gözetilmelidir.

• Evde önlenemeyen şiddet, çocukları olumsuz etkilemekte ve okulda şiddet olaylarının yaşanmasına yol açmaktadır, bu etkileşim sokağa ve yaşamın her alanına yansımaktadır. Bu nedenle kadına yönelik şiddet kamusal bir sorun olarak ele alınmalıdır.

• Hükümet imzalamış olduğu CEDAW ve İstanbul Sözleşmesi ile ilgili sorumluluklarını yerine getirmek için, sorumluluğu kapsamında kadına yönelik şiddetle mücadelede bütüncül bir politika ortaya koymalı, yeterli bütçeyi ayırmalı ve kadından yana bir kurumsal yapı oluşturmalıdır.

• Yaşadığımız savaş ve çatışma ortamı kadınları doğrudan etkilediği gibi kadına yönelik şiddet biçimlerini de değiştirmekte; toplumsal barışı ortadan kaldırırken, şiddeti kadın bedeni üzerinden yeniden üretmektedir. Kadın kimliğinin ve bedeninin bir aşağılama ve hakaret biçimi olarak kullanılması, çatışma dönemlerinde kadına yönelik şiddet artışının görünen yüzü olarak ortaya çıkmaktadır. Bu ortamda kadınlar ve kadın örgütleri için şiddetle mücadele, her geçen gün zorlaşmaktadır. Savaş ve çatışma süreçlerinden doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen kadınlar, ev içi şiddetle mücadele mekanizmalarına erişememektedir, Bu durum, kadın örgütlerinin, erkek şiddetine maruz kalan kadınlar ile dayanışma kurmalarını engellemekte ve 6284 sayılı Kanun’un kullanıl(a)maz hale gelmektedir. Çatışma ve savaş, kadın örgütlerinin erkek şiddetine karşı politika yapma alanını daraltmaktadır. Toplumsal barışın sağlanması yönünde somut adımlar atılmalı, ayrıca göçmen, sığınmacı ve mülteci kadınların şiddete maruz kaldıklarında başvuracakları ve ihtiyaç duydukları destekleri alabilecekleri mekanizmalar, İstanbul Sözleşmesi’nin 59. ve 60. maddeleri de dikkate alınarak oluşturulmalıdır.

• Sivil toplum kuruluşlarının girişimi ile Kalkınma ajansları kapsamında kadına karşı şiddetle mücadelede kullanılması gereken fonların dağıtımında konu ile ilgili deneyimli, toplumsal cinsiyet eşitliği perspektife sahip kuruluşlar tercih edilmelidir. Süreçlerin şeffaf ilerlemesi, değerlendiricilerin cinsiyet ayrımcılığına duyarlı olmaları hizmet içi eğitimlerle sağlanmalıdır.

• Kadınların şiddetten uzak alternatifler oluşturabilmeleri için , meslek edinmeleri iş bulmaları ve çalışabilmeleri konusunda büyük önem taşıyan kreşlerin kamuya ait olanları kapatılmamalı ve yenileri açılmalıdır, Kadın istihdamı konusunda “ücretli doğum izni”, ”doğum sonrası işe dönme hakkı”, “kreş hakkı” gibi yasalarda yıllardır yer alan konuların tam olarak uygulanması sağlanmalı ve uygulanması denetlenmelidir. Annelere kolaylık adıyla reklamı yapılan, bakım hizmetleri konusunda kamusal sorumluluktan kaçınmak amacını taşıyan, kadının çalışma hayatına katılımını ‘’sözde’’ teşvik edeceği idda edilen, sosyal güvence riski yaratan, esnek çalışmanın uygulanması ve yaygınlaştırılması politikalarından vazgeçilmelidir.

• Tüm dünyada “istihdamda kadın/erkek eşitliği”, “çocuk bakımı konusunda kamusal sorumluluk” politikaları izlendiği unutulmamalıdır. çocuk, yaşlı, engelli kamu bakım tesisleri arttırılmalı; tüm bu bakım işleri kamusal sorumluluk bilinci ile gerçekleştirilmelidir.

• Kadına karşı şiddetle mücadelenin aynı zamanda kadınların yaşadığı eşitsizliğe karşı bir mücadele olduğu hatırda tutulmalı, Bu bakımından çıkarılan her yasanın toplumsal cinsiyet eşitliği açısından sonuçlarıyla birlikte gözden geçirilmesi, kadın örgütlenmelerinin görüşlerinin alınması gerçekleştirilmelidir. cinsiyet eşitliği konusunda çalışmalar yürüten kadın kuruluşları yada karma sivil toplum kuruluşlarının kadın komisyonları ve kadın kurulları bu süreçlerde dikkate alınmalıdır.

• Kadına yönelik şiddetin eşitsiz ekonomik, sosyal ve kültürel koşullardan kaynaklandığı ve aynı kaynaktan beslendiği gözönünde bulundurulmalıdır.

• Bütçelemede ve planlamada eşitlik temelli Toplumsal Cinsiyete Duyarlılık kriteri; başta belediye planları ve bütçeleri olmak üzere kamu planlarının tümünün odağına yerleştirilmelidir.

• Kadına yönelik şiddetin; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile önlenebilecek bir sorun olmadığı bilinerek; sağlıktan tarıma, sosyal hizmetlerden istihdama, adaletten sosyal güvenliğe, eğitimden vergilendirme politikalarına, çevreden kentleşmeye, kalkınmadan spora kadar her alanda şiddetin kaynağını oluşturan eşitsizliğin giderilmesi sağlanmalıdır.

• 1983 yılında kabul edilen 2827 numaralı Nüfus Planlaması Hakkında Kanun’a göre on haftaya kadar olan gebelikler talebe bağlı olarak sonlandırılabilmesine rağmen, uygulamada devlet hastanelerinin önemli bir bölümü talebe bağlı kürtaj yapmamaktadır. Ücretsiz ve güvenli kürtaj hizmetine erişimi engelleyen kısıtlayıcı politikalar kadın sağlığına zarar vermekte ve kadın ölümlerine yol açmaktadır. Bu nedenle, tüm kadınlar için ücretsiz ve güvenli kürtajın önündeki fiili engeller kaldırılmalı, ve bu fiili engeli oluşturanlar hakkında gerekli yasal yaptırımlar uygulanmalıdır, kadınların kararları doğrultusunda doğum kontrol yöntemlerine ücretsiz erişimleri sağlanmalıdır, Güvenli bir yöntem olan medikal kürtaj için gerekli olan ve Dünya Sağlık Örgütü’nün zorunlu ilaçlar listesinde bulunan, ancak Türkiye’de yasaklanmış olan ilaçların üzerindeki yasak kaldırılmalıdır.

• Tüm bu süreçlerde kadın hareketinin deneyim ve bilgileri ışığında, uluslararası sözleşmeler kapsamında her alanda eşitliğin sağlanmasına yönelik bütüncül politikalar oluşturulmalıdır.

Kadına yönelik şiddetin son bulduğu bir Türkiye ve Dünya özlemiyle 8 mart dünya kadınlar gününde bizlerle dayanışan tüm kesimleri saygıyla selamlıyor; Biyolojik farkımızdan, bizler için eşitsizlik ve dolayısıyla da adaletsizlik üretmeye niyet edenlere karsı, imzalanmış olan uluslararası sözleşmelerle temellendirilmiş yukarıdaki taleplerimiz ve önerilerimiz rehberliğinde çalışmalar yürüteceğimizi duyuruyoruz.

 

BAĞIMSIZ KADIN DERNEĞİ

 
 
Tüm Basın Açıklamaları »